“Reis sahaya inin” diyor…
Peki Urfa’da sahaya gerçekten iniliyor mu?
Yoksa sahaya inilmiş gibi mi yapılıyor?
İşte meselenin tam göbeği burası.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemde teşkilatlara verdiği mesajlar oldukça açık: Milletin içine girin, sahayı dinleyin, vatandaşın derdini öğrenin, Türkiye Yüzyılı’nı anlatın, “Terörsüz Türkiye” hedefini millete anlatın.
Güzel…
Ama bir de bunun Urfa’daki karşılığına bakalım.
Çünkü Ankara’da anlatılan Urfa ile Urfa’da yaşayan vatandaşın anlattığı Urfa aynı değilse, ortada ciddi bir iletişim problemi var demektir.
Hem de öyle küçük bir problem değil.
URFA’DA SAHA DEDİĞİN NERESİ?
Şimdi bir bakalım…
Bir siyasi kurmay Urfa’ya geliyor.
Program hazırlanıyor.
Birkaç esnaf ziyaret ediliyor.
Teşkilat mensuplarıyla buluşuluyor.
Kameralar çalışıyor.
Fotoğraflar çekiliyor.
Sonra sosyal medya:
“Esnafımızla buluştuk.”
“Vatandaşımızın teveccühü bizleri mutlu etti.”
“Teşkilatımız sahada.”
“Çalışmalarımız aralıksız devam ediyor.”
Maşallah!
Sosyal medyaya bakarsanız Urfa güllük gülistanlık.
Ama çarşıya, pazara, sokağa bir de mikrofonsuz çıkın.
Vatandaşın yanına oturun.
Çayını için.
Derdi nedir, sorun.
İşte o zaman başka bir Urfa görürsünüz.
Çünkü vatandaşın derdi, fotoğraf karesine sığmıyor.
“AHDE VEFA” VAR DA, VATANDAŞ NEREDE?
Kimse yanlış anlamasın.
Ahde vefa güzeldir.
İnsan geçmişte kendisine omuz verenleri unutmaz.
Teşkilatlarda yıllarca emek vermiş insanların hatırlanması da doğaldır.
Ama siyaset sadece vefa üzerinden yürütülemez.
Çünkü devlet makamları, siyasi teşkilatlar ve kamu sorumluluğu söz konusu olduğunda başka bir kavram daha vardır:
Liyakat.
Bir insan dün çalışmış olabilir.
Bugün de çalışıyor mu?
Dün başarılı olmuş olabilir.
Bugün bulunduğu görevin hakkını veriyor mu?
Asıl soru budur.
Yoksa geçmişte çekilmiş fotoğraflar, bugünkü başarının garantisi değildir.
REİS’E ASIL İHANET NEDİR?
Burada çok önemli bir noktaya geliyoruz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağlılığın ölçüsü, her şeyi güzel göstermek değildir.
Tam tersine…
Gerçeği olduğu gibi söyleyebilmektir.
Sayın Cumhurbaşkanı’na “Urfa’da hiçbir sorun yok” demek kolaydır.
“Teşkilatımız mükemmel çalışıyor” demek kolaydır.
“Halkımız çok memnun” demek kolaydır.
Zor olan ise şunu söylemektir:
“Sayın Cumhurbaşkanım, burada vatandaşın şu sorunu var.”
“Şu kesim size kırgın.”
“Şu uygulamadan rahatsızlık duyuluyor.”
“Şu teşkilat çalışmıyor.”
“Şu makamın performansı yetersiz bulunuyor.”
“Şu konuda halk cevap bekliyor.”
İşte gerçek sadakat budur.
Çünkü lideri memnun etmek için gerçeği saklamak, aslında en büyük kötülüktür.
BASIN TOPLANTISI YAPIN, SORULARI DA DİNLEYİN!
Bir de basın meselesi var.
Şanlıurfa’ya gelen siyasi heyetler, kurmaylar, yöneticiler…
Basınla buluşuyorsunuz.
Peki gazetecilerin sorularına ne kadar açık oluyorsunuz?
Basın toplantısı dediğiniz şey, yalnızca konuşup salondan çıkmak değildir.
Gazeteci soru soracak.
Hem de bazen can sıkacak soru soracak.
Çünkü gazetecinin görevi alkışlamak değil, sormaktır.
Kamuoyunun merak ettiği soruyu yöneltmektir.
Vatandaşın ulaşamadığı siyasetçiye, vatandaş adına soru sormaktır.
Kapalı kapılar ardında konuşulanların kamuoyuna açık şekilde tartışılmasından neden çekinilsin?
Sorunun cevabı varsa verilir.
Yoksa “araştıracağız” denilir.
Ama soru sorulmasından rahatsızlık duyuluyorsa, burada gazetecinin değil, siyasetçinin kendisine dönüp bakması gerekir.
URFALI NE DİYOR, BİR DE ONU DİNLEYİN!
Urfa insanı kolay kolay kapısını kapatmaz.
Bir bardak çay koyar.
“Gel hele otur” der.
Ama gönlü kırılırsa da bunu unutmaz.
Siyasetçinin en büyük hatası, Urfalının sessizliğini memnuniyet zannetmesidir.
Hele hele:
“Bizim adamdır.”
“Bizim teşkilattandır.”
“Bizim çevredendir.”
“Bizi destekliyor.”
diye diye aynı insanlarla dönüp dolaşırsanız, bir süre sonra kendi sesinizden başka ses duymazsınız.
Oysa siyasetçinin ihtiyacı olan şey alkış değil, gerçek sestir.
Kimi zaman o ses yüksek çıkar.
Kimi zaman sitem eder.
Kimi zaman kızar.
Kimi zaman “Yeter artık!” der.
İşte o sesi duymak gerekir.
TEŞKİLAT NE YAPIYOR?
Şimdi gelelim teşkilatlara…
Teşkilatın görevi sadece gelen yöneticiyi karşılamak değildir.
Sadece makam ziyaretleri yapmak değildir.
Sadece esnafın elini sıkıp fotoğraf çektirmek değildir.
Teşkilatın görevi, millet ile parti arasında köprü olmaktır.
Köprü görevini yapmıyorsa, vatandaşın sesi Ankara’ya ulaşmıyorsa orada teşkilatın kendisini sorgulaması gerekir.
Çünkü teşkilat, vatandaşın nabzını tutmuyorsa kimin nabzını tutuyor?
Koltukların mı?
Makamların mı?
Birbirlerinin mi?
SAYIN CUMHURBAŞKANIM, RAPORLARI BİR DE ÇAPRAZ KONTROL EDİN
Buradan Sayın Cumhurbaşkanı’na açık bir çağrı yapmak istiyorum:
Urfa’ya gönderdiğiniz kurmayların verdiği raporları bir de bağımsız kanallardan kontrol edin.
Teşkilat başka şey söylüyorsa vatandaşa sorun.
Vatandaş başka şey söylüyorsa esnafa sorun.
Esnaf başka şey söylüyorsa sivil toplum kuruluşlarına sorun.
Basına sorun.
Gençlere sorun.
Kadınlara sorun.
Çiftçiye sorun.
Emekliye sorun.
Yani kısacası…
Urfa’ya sorun.
Çünkü bir şehir hakkında en doğru bilgiyi bazen o şehrin makam odaları değil, kaldırımları verir.
URFA’NIN OYU SADECE SANDIKTAN İBARET DEĞİL
Şanlıurfa bugüne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’a önemli siyasi destek verdi.
Bu destek, elbette yalnızca bir kişiye değil, aynı zamanda siyasi bir çizgiye ve beklentiye verilen destektir.
Fakat hiçbir siyasi destek sonsuz kredi değildir.
Vatandaş oy verir.
Karşılığında hizmet bekler.
Dinlenmek ister.
Sorunlarının görülmesini ister.
Çocuğunun geleceği konusunda umut ister.
Şehrinin gelişmesini ister.
Ve en önemlisi, kendisini sadece seçim zamanı hatırlayan bir siyaset anlayışı istemez.
ARTIK “MİŞ GİBİ” YAPMAYIN
Urfa’nın ihtiyacı “çalışıyormuş gibi yapan” değil, gerçekten çalışan insanlardır.
Sahaya çıkıyormuş gibi yapan değil, sokağa gerçekten çıkan…
Vatandaş dinliyormuş gibi yapan değil, vatandaşın sözünü not alan…
Basınla buluşuyormuş gibi yapan değil, gazetecinin sorusuna cevap veren…
Teşkilat çalışıyor görüntüsü veren değil, mahalle mahalle dolaşan…
Sorunu halının altına süpüren değil, sorunun üzerine giden…
İşte artık Urfa’nın ihtiyacı budur.
Çünkü millet, sosyal medya paylaşımıyla yönetilmiyor.
Millet hayatın kendisini yaşıyor.
BU BİR UYARIDIR!
Bu yazı bir kavga çağrısı değildir.
Kimseyi hedef göstermek için de kaleme alınmamıştır.
Bu bir uyarıdır.
Bugün makam sahibi olanlara…
Teşkilatları yönetenlere…
Urfa’ya gelip giden siyasi kurmaylara…
Ve Ankara’ya rapor gönderenlere…
Şunu hatırlatmak için:
Koltuklar kimsenin tapulu malı değildir.
O koltuklar milletin emanetidir.
Bugün siz oturursunuz, yarın başka biri.
Ama vatandaşın hafızası kalır.
Bugün söylenmeyen söz, yarın daha yüksek sesle söylenir.
Bugün görülmeyen sorun, yarın büyüyerek karşınıza çıkar.
Bugün “Halk memnun” denilerek geçiştirilen mesele, yarın “Bu sorun neden daha önce anlatılmadı?” sorusuna dönüşür.
O yüzden…
Reis sahaya inin.
Ama sadece protokol sahasına değil.
Çarşıya inin.
Pazara inin.
Esnafa inin.
Mahalleye inin.
Gençlerin yanına gidin.
Eleştirenlerin kapısını çalın.
Basının karşısına geçin.
Soruları dinleyin.
Cevap verin.
Ve en önemlisi…
Size anlatılan Urfa ile Urfa’nın gerçek sesini karşılaştırın.
Çünkü Urfa’da mesele artık kimin kiminle fotoğraf çektirdiği değil.
Mesele, milletin derdinin kimin tarafından gerçekten duyulduğudur.
Ve son söz:
Millet bilir.
Millet görür.
Millet unutmaz.
Siyasette makamlar değişir, isimler değişir, tabelalar değişir…
Ama milletin hafızası değişmez.
Tarihi de millet yazar.
— Gazeteci Ömer Dodanlı
Şanlıurfa RHA Ajans Gazeteci-Yazar

